Dr Serbülent Orhaner

Dr Serbülent Orhaner

1956 Ankara
1979 Hacettepe University Faculty of Medicine, ANKARA
1979-1980 Ankara Bala and Kirsehir Health Center Physician, ANKARA
1980-1984 Residency at Hacettepe University Faculty of Medicine, Obstetrics and Gynecology Department, ANKARA 
1984-1990 Kirklareli State Hospital, Obstetrics and Gynecology Specialist, KIRKLARELI
1990-1994 Trakya University Faculty of Medicine, Obstetrics and Gynecology Department, Associated Professor, EDIRNE
1995-1996 SFA Women Health Center, Obstetrics and Gynecology Specialist, BURSA
1996-1998 Vatan Hospital, Obstetrics and Gynecology Specialist, BURSA
1998- SORANUS Founding Partner and Director in Charge BURSA
2001 Istanbul University Cerrahpasa Faculty of Medicine, Obstetrics and Gynecology Department In Vitro Fertilization Physician Certification Education, ISTANBUL

Yumurtaların Laboratuar Ortamında Olgunlaştırılması
IVM 1990 lı yılların sonlarından itibaren kullanılmaya başlamış olan bir yöntemdir.  IVM de kısa süreli ilaç kullanımı veya hiç ilaç kullanılmadan toplanan olgunlaşmamış yumurtlar dış ortamda olgunlaştırılır ve daha sonra döllenerek transfer edilir.

İlk olarak ilaçlara aşırı cevap veren polikistik over sendromlu kadınlarda ilaç kullanılmadan tüp bebek yapılmak amacı ile ortaya atılmıştır.
Polikistik over sendromlu kadınlar yumurtalıkları uyaran ve gonadotropin adı verilen ilaçların etkisine aşırı hassas olup ovarian hiperstimülasyon sendromu (OHSS) adı verilen ve hastaneye yatarak tedavi gerektirebilen bir komplikasyona eğilimlidir.  Özellikle de gebelik olduğu zaman gebeliğin salgıladığı hormonlar ilaçlar ile uyarılmış olan yumurtalıkları daha da uyararak karın boşluğu içine sıvı sızmasına ve kanda pıhtılaşma problemlerine yol açmaktadır.  İlaçlar ile yumurtalıklar uyarılmadan tüp bebek yapıldığı zaman ise OHSS riski ortadan kalmaktadır. 

IVM halen dünyada az sayıda merkezde uygulanmaktadır.  Kanada da Toronto şehrinde ve Kore de Seul şehrinde IVM uygulayan merkezler vardır.  IVM'in ilaç ile yapılan Tüp Bebeğe üstünlüğü ilaç kullanımının olmamasıdır.  Buna karşın IVM ile gebelik oranları ilaç ile yapılan tüp bebeğe oranla daha düşüktür.


IVM'in potansiyel avantajlarına rağmen yaygınlaşmamasının temel nedeni başarı oranlarının istenen düzeyde olmamasıdır.  Yeni ve daha gelişmiş IVM kültür vasatlarının devreye girmesi ile bu tekniğin yaygınlaşması kaçınılmazdır.  IVM'in özellikle bazı gazetelerde bildirildiği üzere daha önce başarısız tüp bebek uygulaması olan kadınlar ve yumurtalıkları ilaçlara zayıf cevap veren kadınlarda kullanımı ile ilgili bilimsel kanıt yoktur.

Öncelikle tebrikler. Hayatınızın en güzel ve en heyecanlı deneyimlerinden birine hazır olun. Gebelik fizyolojik bir olaydır ve önemli bir gerekçe olmadıkça hayatınızı olumsuz olarak etkilemeyecektir.

İlk muayene ne zaman olmalı? İlk muayene gebeliğin 6. haftasında yapılmalıdır. Daha önce yapılan muayenelerde bebek ve kalp atımları görülmeyebilir. Gebelik yaşı son adetten itibaren hesaplanır.

Neleri yapmam sakıncalı? Gebelikte sigara içilmesi ve alkol alınması sakıncalıdır. Kafein içeren çay, kahve, ve kolalı içeceklerden ise az miktarda tüketilmelidir.

Neler yapabilirim? Gebelik sırasında aşağıdakilerin yapılmasında veya kullanılmasında sakınca gösterilmemiştir.

  • Cinsel ilişkide bulunmak-Gebeliğin son 3 haftasına kadar
  • Spor yapmak-At binmek ve tüple dalmak dışında
  • Saç boyatmak-Normal boyalar kullanılabilir
  • Makyaj yapmak
  • Denize ve havuza girmek
  • Güneşlenmek-En az 30 numara koruyucu faktörlü bir güneş kremi kullanın
  • Bilgisayar kullanmak
  • Cep telefonu kullanmak
  • Mikrodalga fırın kullanmak
  • Güvenlik kapılarından geçmek
  • Otomobil kullanmak-2 saatte bir mola vermekte yarar vardır
  • Uçakla yolculuk yapmak-Gebeliğin 26. haftasından sonra doktor raporu gerekir
  • Prize takılan sinek ilaçlarını kullanmak

Erken gebelik döneminde beslenmem nasıl olmalı? Sağlıklı beslenin yeterli. Bu dönemde kalori artırılmasına gerek yoktur. Şişmanlatıcı (yağlılar, kızartmalar, hamur işleri, tatlılar, fast food'lar) besinlerden uzak durun. Bunlar zaten bebeğiniz için yararlı öğeler içermezler. Bulantı ve kusmalara bağlı canınız yemek istemiyorsa kendinizi zorlamayın. Bu dönemde kilo vermenin sakıncası yoktur.

Vitamin ve demir kullanmalı mıyım? Eğer doktorunuz size daha öncesinden folik asit vermemiş işe şimdi başlamakta yarar vardır. Multivitamin de kullanabilirsiniz. Demir hapları gebeliğe kansız başlayan kadınlarda veya 26. haftadan sonra kanı azalmış olan kadınlarda gereklidir.

Stress ve Kısırlık
11 Eki 2006

Stres, kişinin kendisi için bir tehdit unsuru ya da zararlı olarak gördüğü herhangi bir durum olarak tanımlanmaktadır. Stres vücuttaki birçok organda artış gösteren bir uyarılmaya neden olabilmektedir. Organlardaki bu artış gösteren aktivite, adrenal bezlerden salgılanan hormonlar tarafından ve merkezi sinir sistemi yoluyla salgılanır. Akut stres, nabızda ve kan basıncında bir artışla, solumanın sıklaşmasıyla, ayrıca avuç içlerinin terlemesi ve ani üşüme hissiyle sonuçlanabilir. Kronik stresin ise depresyona yol açtığından, bağışıklık sistemine zarar verdiğinden ve uyku problemleri yarattığından söz edebiliriz. 

Stres infertiliteye neden olur mu?
İnfertilitenin hayli stresli bir deneyim olmasına rağmen stres yüzünden ortaya çıkabileceğini iddia eden çok az bulgu vardır. Bununla birlikte, bazı durumlarda yüksek seviyelerdeki stres, kadınlarda hormon seviyelerinin değişmesine ve yumurta oluşumunda bozulmaya neden olabilmektedir. Buna ek olarak, aşırı stres kadınlarda fallop tüpü spazmlarına, erkeklerde ise sperm sayısının azalmasına da neden olabilmektedir. Ayrıca, stresin nasıl tanımlandığı da önemlidir. Kronik stresin depresyona neden olabileceği göz önüne alındığında, depresyonun yumurta kalitesini olumsuz etkilemesi ve depresyondaki kadınların iki kat düşük tehlikesiyle baş başa olması, bize stresin dolaylı olarak infertilite tedavisini olumsuz etkilediğini göstermektedir.

İnfertilitenin yarattığı stres
Araştırmalar, infertilite tedavisi gören hastaların stres düzeylerinin hayati derecede önem taşıyan hastalıklarla mücadele eden kadınlarınkinden farklı olmadığını, hatta sıklıkla, bir parça daha fazla olduğunu göstermiştir. Tedavi gören infertil çiftler ilk önce gebelik elde edebilmek için, sonrasında ise, eğer tedavi başarısız sonuçlanırsa yaşadıkları hayal kırıklığı nedeniyle her ay kronik bir stres süreci yaşarlar.

 İnfertilite neden streslidir?
İnfertilite hayatın birçok önemli alanına yansıyan bir sorun olmaktadır. İnfertilite teşhisi almış bir çift vücutları ya da hayata dair planları üzerinde kontrol duygularını yitirdiklerini hissederler. İnfertilite, çiftlerin hayatında ciddi bir kriz yaratabilmektedir, çünkü hayatın önemli gayelerinden biri olan "ebeveyn olmak" belirsiz bir süre için gerçekleşememektedir. Bu sorunla karşılaşmadan önce, hayatları boyunca belli bir konuda emek sarf edip gayret gösterirlerse başarılı olabileceklerini görmüşken, infertilite sürecinde bunu gerçekleştirememek çiftler için çok zor bir deneyim olmaktadır. Ayrıca, infertilite tetkikleri, işlemler ve tedavi sürecindeki iğne ve ilaç kullanımı fiziksel, duygusal ve maddi olarak yoğun bir stres kaynağıdır. çalışan kadınlar, doktor randevularına gidip gelirken işlerinden izin alma konusunda sıkça problem yaşayabilmekte ve bu da üstlerinde daha fazla bir baskıya neden olabilmektedir. 



Stres azaltma ipuçları

  • Eşinizle açık ve etkili iletişim kurmaya özen gösterin.
  • Yoga, meditasyon gibi stres azaltma tekniklerini psikologunuza danışarak öğrenebilirsiniz.
  • Değişik sanatsal, yaratıcı kurslara katılabilirsiniz (ör: resim yapma, ahşap boyama, vb.)
  • Kafein ve diğer vücutta uyarıcı etki yapan maddeleri almayın.
  • Fiziksel ve duygusal gerilimi azaltmak için, abartılı olmamak kaydıyla ve uzmanınıza danışarak, spor (özellikle yavaş tempolu yürüyüşler) yapabilirsiniz.
  • Siz ve eşinizin ortak bir görüş birliğinde olduğu bir tedavi planınız olsun.
  • İnfertilite probleminizin nedeni ve uygun tedavi seçenekleri hakkında tam bir bilgi edinin.
  • Duygusal olarak destek alın, bu şekilde kendinizi yalnız hissetmezsiniz. Bireysel ve çift terapisi, destekleyici paylaşım grupları, infertilite konulu kitaplar, duygularınızı daha iyi tanımanıza yardımcı olur ve tedavinin getirdiği sıkıntılarla daha etkili biçimde başa çıkmanızı sağlar. 

Aşağıdaki duygu, düşünce ve davranışlar size tanıdık geliyorsa İnfertilite konusunda deneyimli bir psikologla görüşmeniz faydalı olacaktır; böylelikle daha sistemli ve etkili bir yardım almış olursunuz. Uzmanınız size sorunlarınızla başa çıkıp onlara çözüm bulmanız konusunda daha sağlıklı ve kalıcı bir yardımda bulunabilir, size rahatlamanız için özel teknikler öğretebilir.
  • Süreklilik gösteren üzüntü, suçluluk, ya da değersizlik hisleri,
  • Sosyal olarak içe kapanma,
  • Gündelik aktivitelere ve başkalarıyla ilişki kurmaya karşı ilgisizlik,
  • Hiç bitmeyen bir iç sıkıntısı, kendini bir yere ait hissedememe,
  • Artış gösteren duygusal dalgalanmalar,
  • İnfertilite ile ilgili konularla fazlaca meşgul olmak,
  • Eşle olan ilişkinin bozulması,
  • Konsantrasyon güçlüğü ve unutkanlık,
  • Artış gösteren alkol yada sigara tüketimi,
  • İştahta ve kiloda bir değişim (artış/azalma)
  • Uyku düzeninin bozulması (çok fazla uyuma/gece uykudan uyanma/hiç uyuyamama)



Unutmayın ki, infertilite sürecinde stres belirtileri göstermek normaldir ve bunu sizle birlikte birçok kişi bu şekilde yaşamaktadır. önemli olan nokta, stresi yok saymayıp uygun başa çıkma stratejileri geliştirmek ve bu konuda yeni becerileri bir uzman yardımıyla kazanabilmektir. Böylelikle, hem bu dönemi daha rahat geçirmiş olursunuz, tedavinize olumlu bir katkıda bulunursunuz; hem de infertilite süreci sona erdiğinde de hayat boyu kullanabileceğiniz yeni ve yararlı becerileriniz olur.

Yakın geçmişe kadar infertilite kadının sorunu olarak kabul edilirdi. Kırılgan erkek egosunun yansıması olan bu durum, erkeklik gücü ile üreme yeteneğinin birbirine paralel tutulmasından kaynaklanmaktaydı. Oysa günümüzde yapılan çalışmalar her 100 infertil çiftten 40ında sorunun erkekten kaynaklandığını göstermektedir. Cinsel güç ve boşalma ile ilişkisi olmadığından erkekteki infertilite, eğer anatomik bir bozukluk yoksa ancak çocuk sahibi olmaya karar verdiğinde fark edilebilir.

Sperm analizi
İnfertil bir çiftte nedenler araştırılırken ilk önce incelenmesi gereken erkektir. Bu aşamadaki ilk ve en ucuz tetkik ise sperm analizidir. Tetkik basit olmasına karşın aslında son derece karmaşıktır ve sadece bu konuda deneyimli kliniklerde yapılmalıdır. Örneği inceleyen teknisyenin deneyimsizliği bütün tedavi yaklaşımını değiştirebileceğinden, sperm analizi infertilite araştırmalarında çok önemli bir aşamadır.

Yeterli bir sperm analizi için bazı önemli noktalar vardır. Verilen örnek taze olmalıdır, yani ejekülasyon ile inceleme arasında 30 dakikadan fazla zaman geçmemelidir.Örnek vermeden önceki 2-4 günlük sürede erkek herhangi bir yolla boşalmamış olmalıdır. Örnek mastürbasyon yolu ile sağlanmalı ve bu esnada herhangi bir kayganlaştırıcı ya da prezervatif gibi malzeme kullanılmamalıdır. Bu nedenlerle sperm örneği klinikte, bu iş için dizayn edilmiş özel odalarda verilmelidir.

Örneğin değerlendirilmesi
Ejekulat alındıktan sonra 30 dakika kadar sıvılaşması için beklenir ve daha sonra incelemeye geçilir. Bu incelemede araştırılan faktörler şunlardır:

Miktar: Pek çok erkek kendi semen miktarını az ya da fazla bulabilir, ancak normal kabul edilen miktar 2-6 mL arasıdır. Bu hacmin çok az bir kısmı spermler tarafından oluşturulurken büyük kısmı spermleri taşımaya yarayan prostat bezi salgısıdır. Miktar çok az olur ise spermlerin hedefe ulaşması güçleşebilir. Benzer şekilde çok fazla olduğunda da sperm konsantrasyonu azalacağından gebelik şansı azalabilir.


Akışkanlık:
Semen ejekülasyon esnasında jel kıvamındadır. Yaklaşık 30 dakika içinde sıvılaşır ve akışkanlık kazanır. Eğer sıvılaşma olmaz ise spermlerin serbestçe hareket etme şansı azalır ve dolayısı ile gebelik olasılığı da düşer.

pH: Normalde semen bazik bir sıvıdır. Bu spermleri vajinadaki asidik ortamdan korur. pH dengesindeki bozukluklar spermlerin yaşama şansını azaltır.

Fruktoz: Bu şeker sperm hareketi için enerji sağlar. Yokluğu erkek üreme sisteminde bir tıkanıklık olduğunu düşündürür.

Sayı: Ejekülatta bulunan sperm sayısı çok önemlidir. Mililitrede 20 milyondan daha az sperm olmasına düşük sperm sayısı, 10 milyondan az olmasına da çok düşük sperm sayısı adı verilir. Bu durum genel olarak oligospermi olarak adlandırılır. Bazı durumlarda ise ejekülatta hiç sperm olmaz. Buna azospermi denir. Semen tamamen normal görünmesine rağmen içinde sperm yoktur. Bu durumda testis biopsisi ile sperm aranır (TESA)

Hareket: Sayıdan daha önemli olan spermin kalitesidir. Spermin yumurtaya ulaşabilmesi için yüzmesi yani hareket etmesi gerekir. Normalde spermlerin %50sinin ileri doğru hareket etmesi gerekmektedir.

Şekil: Sperm kalitesinin en önemli göstergelerinden biride şekilleridir. Şekli normal olmayan spermlerin dölleme yeteneği düşüktür. Normal bir örnekte spermlerin %30unun normal şekilli olması gerekir.

Bunlar dışında spermlerin kümeleşmeleri, örnek de iltihap hücrelerinin varlığı gibi diğer bazı faktörler de kontrol edilir. Ancak spermin dölleme yeteneği bilinen ve bilinmeyen pek çok faktörün etkisi altındadır. Bu nedenle hiçbir test sperm dölleme yeteneği hakkında %100 doğruluk da bilgi sağlayamaz.

Sayısız kısırlık nedenlerinden biri de kadının rahim ağzında oluşan salgının erkeğin spermine hareket kabiliyeti sağlayamadığı durumdur. Buna servikal faktör denir ve durumu değerlendirmek için Post Koital Test (PCT) yapılır.

Rahim ağzında oluşan salgı ile sperm arasındaki ilişkinin uygunsuz olması bir kısırlık nedendir. Normalde rahim ağzı (serviks) salgısı spermlerin rahim içerisine ilerlemesi için uygun bir ortam hazırlar. Bu ortamın bozuk olduğu durumlarda spermler hareket kabiliyetlerini ve bazen canlılıklarını yitirebilirler. Buna servikal faktör adı verilir. Servikal faktörü değerlendirmek için de Post Koital Test (PCT) yapılır.

Post Koital Test (PCT) nedir ?
PCT cinsel ilişkiden sonra vajinadan alınan salgıların mikroskop altında incelenmesi ve spermlerin durumunun değerlendirilmesidir. Hızlı, ağrısız ve ucuz bir test olup servikal faktör hakkında bilgi sağlar.

Ne zaman yapılır?
Geçmişte kısırlık (infertilite) araştırmasında ilk başta yapılan testlerden biri PCT idi. Yumurtlamadan (ovülasyondan) 1 - 2 gün önce ya da sonra yapılır. Yumurtlama (ovülasyon) zamanının tespiti için vücut sıcaklığı ya da ultrason takibi yapılabilir. Bunların yapılmadığı durumlarda siklusun 12 - 16 günleri arasında herhangi bir zaman uygulanabilir.

Kadın test öncesinde 2 gün süreyle cinsel ilişkide bulunmamalı. Daha sonra ilişkide bulunup 2 - 8 saat sonra doktora gider. İlişki esnasında kayganlaştırıcı ya da başka bir yapay madde kullanılmaması gerekir. İlişki sonrası duş veya banyo yapılmamalı.

İşlem esnasında normal muayenede olduğu gibi kuru bir spekulum (jinekolojik muayene esnasında vajinaya yerleştirilen alet) yerleştirilir. Vajinadan ve rahim ağzından akıntı örneği alınır. Bu örnek lam üzerine yerleştirilir ve mikroskop altında incelenir. İncelemede akıntı içerisindeki sperm varlığı, sayısı ve hareketliliği değerlendirilir.

Bu işlemin modern infertilite yaklaşımında herhangi bir değeri yoktur. Bu nedenle yapılması önerilmez. Post Koital Test ile elde edilen bilgiler tedavi yaklaşımında bir değişikliğe neden olmaz ve her zaman gerçeği yansıtmaz. Post Koital Test'in negatif olması her zaman bir problem olduğu anlamına gelmez.

Miyom nedir ve sıklığı ne kadardır?  Miyomlar rahim düz kaslarından gelişen iyi huylu tümörlerdir. Fibroid ya da leiomiyoma adı da verilen miyomlar, düz kas ve bağ dokusu içeren iyi huylu (kanser olmayan) kitlelerdir.

Görülme sıklığı
Kadınlarda en sık rastlanan iyi huylu tümörlerdir. 20-35 yaş arasındaki kadınların %20'sinde görülür. Yaş ilerledikçe, miyom görülme sıklığı artar. 35 yaş üzerindeki kadınların yaklaşık %40'ında miyom vardır.

Neden olur?
Hormonal ve genetik faktörler miyom oluşumundan sorumlu tutulmaktadır. Miyomların yaklaşık % 40-50'sinde tümör spesifik kromozomal anormallikler tespit edilmiştir. Miyomlu hastalarda 12 ve 14. kromozomlar arasında translokasyonlara ve 7. kromozomda ve 12. kromozomda delesyonlara rastlanmaktadır. Bu genetik değişiklikler dokunun östrojen ve progesteron gibi hormonlara cevabını etkiler. Muhtemelen geri kalan %60 ın da da şu an için tespit edilemeyen genetik problemler söz konusu olabilir. Kanıtlar östrojen, progesteron ve miyomun büyümesi arasındaki ilişkiyi desteklemektedir.

Risk Faktörleri
Miyom gelişiminde erken menarş (erken adet başlangıcı), çocuk sahibi olmamış olmak, ilk doğumunu geç yaşta yapmış olmak, ve infertilite risk faktörlerini oluşturmaktadır. Vücut kitle indeksinde artmayla miyomlar arasında ilişki olduğu bulunmuştur. Miyomlar üreme çağında görülür ve menopozda geriler. Birinci derece akrabalarında miyom olanlarda miyom gelişme riski 2.5 kat artmış bulunmaktadır. Doğum kontrol ilaçları kullanımı ile miyomların ilişkisi tam netleştirilememiştir. 25-29 yaşları arasında doğum yapanlarda miyomların daha az görüldüğü bulunmuştur.

Miyomlarda Semptomlar
Miyomlar çok çeşitli semptomlara neden olmasına karşılık, çoğunlukla asemptomatiktir. Uterin leiomiyomalı olguların %50'sinden az bir kısmı semptomatiktir. Semptomlar tek olabileceği gibi, birden fazla da olabilir. Semptomlar miyomun yerine, büyüklüğüne ve miyomların sayısına bağlıdır. Miyomlar aşağıdaki semptomlara neden olabilir.

Anormal kanama
Ağrı
Adet ağrısı
Pelvik basınç hissi
Sık idrara çıkma
Kabızlık
İlişkide Ağrı
Kısırlık
Tekrarlayan gebelik kayıpları
Erken doğum
Karında distansiyon

Miyomlarda kanserleşme olabilir mi?
Miyomlarda kanserleşmeye çok ender rastlanır. Miyom dokularından gelişen sarkom türü kanserler oldukça kötü seyirli kanserlerdir. Miyomlu kadınların %0.5'inde ileri dönemlerde leiomyosarkom denilen kanser türü görülür. Novak'ın verdiği sıklık %0.7 iken; Montague ve arkadaşlarının 13.000 Miyomlu olguda yayınladığı sıklık %0.29'dur. Sarkomatöz değişikliğin gerçek sıklığını bulmak oldukça zordur. Ancak pek çok araştırmacı rahmin düz kaslarından gelişen kanserin var olan miyomlardan köken almadığını, kendi başına ve diğerlerinden bağımsız olarak geliştiğini ileri sürmektedirler.

Miyom tanısı nasıl konur?
Genellikle miyom tanısı rutin sağlık kontrolü ya da jinekolojik semptomları olan olgulara yapılan jinekolojik muayene ile konulur. Muayenede uterus tipik olarak büyük ve düzensizdir. Miyomları over tümörleri gibi diğer pelvik kitlelerden ayırt etmek için vajinal veya abdominal ultrasonografik muayene yapılır. Büyük miyomları bazen yumurtalığa ait kitlelerden klinik olarak ayırt etmek zor olabilir. BT (Bilgisayarlı Tomografi) ve MRI (Magnetik Rezonans Görüntüleme) gibi diğer görüntüleme teknikleri bu tür durumlarda kitlelerin ayrımında kullanılabilir. Vajinal ultrasonografik muayene altında yapılan endometriyal kaviteye (Rahim iç kısmına) aralıklı sıvı infüzyonu (sonohisterografi), submüköz ve intrakaviter miyomların saptanmasında kullanılan metottur. Bu yöntem ile endometriyal polipler ile intrakaviter miyomlar birbirinden ayırılabilir. Sonohisterografi ve Histereskopi submüköz miyomların boyutunu, intrakaviter, intramural büyümesini ve uterin kavite içerisindeki yerini saptamada oldukça etkindir.

Miyomlarda tedavi nasıldır?
Myomlarda temel tedavi cerrahidir. Bugün için etkinliği gösterilmiş bir ilaç tedavisi yoktur. Sadece bazı hastalarda ameliyat öncesi myomları geçici olarak küçülten GnRH analog tedavisi denenbilir.
Myomlar çoğu kez iyi huylu tümörler olduklarından ve hastalarda herhangi bir sıkıntıya neden olmadığından her myom olan hastada cerrahi uygulama gerekmez. Şu durumlarda cerrahi tedavinin düşünülmesi uygun olur.

  • Aşırı büyük myomlar. Burada kriter gebelik sırasında 3aylık iken rahmin ulaşacağı boyutlara myomlu rahim ulaşmışsa ameliyat gereklidir.
  • Aşırı kanamaya neden oluyorsa.
  • Çevre organların işlevlerinin bozulmasına neden oluyorsa. Özellikle mesane, barsaklar ve üreterlerde (böbreklerden mesaneye idrar getiren kanallar) işlev bozuklukları önemlidir.
  • Dejenerasyonlar oluşmuşsa.
  • Gebeliğe engel oluyorsa.
  • Düşüklere neden oluyorsa.
  • Kanserleşme şüphesi varsa. Özellikle takiplerde hızlı büyüyen myomlarda bu olasılık göz ardı edilmemelidir.

Bu durumların dışında herhangi bir şey yapmadan 6-12 aylık aralarla hastayı takip etmek uygundur.




Gonadotropin releasing Hormon (GnRH) Analogları

GnRH analogları miyomların tedavisinde operasyon öncesinde kullanılabilir. GnRH agonistleriyle tedavinin amacı bir nevi tıbbi menopozdur. Sıcak basması, vajinal kuruluk, baş ağrısı, eklem ağrısı, kas ağrısı, uykusuzluk ve duygusal bozukluklar, depresyon, azalmış cinsel istek gibi yan etkiler görülür. Bu yan etkiler tedavinin kesilmesini takiben 3-6 ay arasında azalır. GnRH agonistleriyle 3 aylık tedavide kemik yoğunluğu %3 azalır. Bu azalma kalıcı olabileceği gibi, bazen geri dönüşümlü olabilir. 6 aylık kullanımda Miyomların hacmi %30 ve rahim hacmi %35 azalır. GnRH agonistlerinin cerrahi tedavi öncesi kullanımı, ameliyat süresini ve hastanede kalış süresini kısaltır, kan kaybında azalmaya neden olur ve böylece ameliyat için karına dikine kesiyi engelleyebilir. Bu da estetik olarak daha iyi bir sonuç doğurur. Nadiren GnRH agonistleri miyomlarda yumuşamaya neden olarak cerrahi de çıkarılmalarını zorlaştırabilir. GnRH agonistleri pahalı olması ve yan etkilerinin varlığı nedeniyle seçilmiş olgulara uygulanmaktadır. Bu tedaviyi bitiminde kısa süre içinde miyom boyutunun tekrar büyüyerek uterusun önceki boyutlara ulaşabileceği ve semptomların geri dönebileceği unutulmamalıdır. Bu ilaçların bugün için kullanılma nedeni cerrahi öncesinde seçilmiş olgularda hazırlık amaçlıdır.

Miyomalarda Cerrahi Tedavi
Histerektomi (Rahimin ameliyatla çıkarılması) çocuk isteği olmayan kadınlarda tercih edilecek ameliyat şeklidir. Sadece myomun alınıp, rahmin korunduğu durumlarda, myomun tekrarlama şansı vardır. Bu nedenle çocuk isteği olmayan kadınlarda en doğru yaklaşım rahmi olduğu gibi almaktır. Kesin tedavi şeklidir.
Histerektomi karından, laparaskopik veya vaginal yolla yapılabilmektedir. Histerektomi vaginal olarak yapılabilecekse bu yol tercih edilmelidir.


Çocuk isteğinin devam ettiği durumlarda tercih edilecek ameliyat şekli myomun alınmasıdır. Myomun yerine göre bu ameliyat karından , laporoskopik veya histeroskopik olarak yapılabilir. 


Cerrahi girişimde kişinin bireysel tercihlerinin de değerlendirilmeye alınması gerekir. Üreme kapasitesini koruma isteği olmasa dahi, birçok kadın rahimlerini korumak istemektedirler. Kadınlara tercihlerine saygılı olunarak tüm tedavi seçenekleri hastaya ayrıntılı olarak sunulmalıdır. 
Semptomatik Miyomların tekrarlama riski yüksek olduğu için miyomektomiye daha çok hastalıksız bir dönem sağlayıcı tedavi gözüyle bakılmalı ve kadınlar mümkün olan en kısa sürede çocuk sahibi olmaları konusunda bilgilendirilmelidir. Her zaman sadece miyomun çıkarılması mümkün olmadığı unutulmamalıdır. Miyomun kesin olarak çıkarılıp çıkarılmayacağına ameliyat esnasında karar verilir.

Gebelikte miyomlar büyürmü?
Gebelikte Miyomların klasik olarak büyüdüğü bilinir. Ancak, bazı geniş çalışmalarda bazı miyomların büyüdüğü, buna karşın bir kısmının ise değişmeden kaldığı ve hatta küçüldüğü gözlenmiştir. Yani gebeliğin miyomlar üzerine değişken ve tahmin edilemeyen bir etkisi olmaktadır. Bugün için gebelikte miyomların büyük bölümünün (%69) büyümeden kaldığı düşünülmektedir. %5 hastada gebelik sırasında miyomlarda hızlı hücre ölümleri olabilir yani dejenere olabilirler.

Gebelikte büyük olmayan miyomların belirgin zararı yoktur. Ancak, büyük Miyomlar çocuğun başının doğum kanalına girmesine engel olabilecek bir lokalizasyonda olabilir. Miyomlar düşük ve erken doğum riskini artırabilir. Miyomların Placenta previa, sezeryan operasyonu ihtimalini ve doğum sonrası kanama riskini arttırdığı bilinmektedir.

Gebelikten önce miyomektomi olanların nelere dikkat etmesi gerekir?
Gebelik öncesinde miyomektomi ameliyatı olanlarda doğum eylemi sırasında düşük bir ihtimal olsa da uterin rüptür (uterusun yırtılması) riskinin bilinmesinde fayda vardır. Laparoskopik miyomektomilerden sonra da doğum sırasında rüptür riski olabilir ancak işlemin laparoskopi ile yapılmasının bu riski artırıp artırmadığı henüz açık değildir.

Sezeryan sırasında miyomların çıkarılması önerilir mi?
Sezaryen sırasında miyom çıkarılmasını çoğu hekim tarafından tercih edilmez. Bunun nedeni gebe uterusunun aşırı derecede kanlanması ve bunun sonucunda çıkarılan miyom yerinden kanamanın durdurulamaması riskidir. Kanamanın durdurulamaması sonucu rahmin alınma (Histerektomi) riski olabilir. Eğer, miyom rahmin dış duvarında ve özellikle saplı ise sezaryen sırasında alınabilir. Daha derinde yerleşmiş olan miyomların ise ancak bu konuda deneyimli olan cerrahlar tarafından alınmaları önerilir.

Açıklanamayan Kısırlık
11 Eki 2006

İnfertilite nedenlerinin belirlenmesindeki ilerlemelere rağmen temel bir infertilite incelemesinden geçen çiftlerin %25 – 30’unda infertilite nedeni açıklanamamaktadır. Bu durumda yapılan en önemli hata gebeliği engelleyen bir sorunun olmadığını düşünmek ve zaman içinde beklemekle gebelik elde edileceği beklentisine girmektir. Doğru düşünce tarzı gebeliği engelleyen bir nedenin olduğu, ama günümüz bilgi ve teknolojisi ile bu nedenin anlaşılamadığıdır.

Kadın ve erkek partnerlerde yapılan standart  incelemelerle bilinen kısırlık nedenleri ekarte edildikten sonra açıklanamayan kısırlık tanısı koyulmaktadır. Bu çiftlerde gebeliğin gerçekleşmemesinin nedeni spontan gebeliğin gecikmesi olabileceği gibi, üreme sürecinde henüz ortaya koyulamamış bir sorun da olabilir.

İki yıllık bir süreç içerisinde %60’a varan toplam gebelik oranları elde edilebilse de 3 yıldan uzun süreli kısırlık sorunu olanlarda tedavi edilmeyen çiftlerde aylık gebelik olasılığı %1 – 2 düzeyindedir. Açıklanamayan kısırlıkta tanı testlerinin sonuçlarının normal olmasına karşın canlı doğum oranları diğer kısırlık nedenlerine kıyasla sadece biraz daha yüksektir.

Kısırlık sorununun süresi üç yıldan uzun olduğu, kadın eşin 35 yaşın üzerinde olduğu çiftlerde prognoz daha kötüdür . Açıklanamayan kısırlık süresinin iki yıldan kısa olduğu çiftlerde kadın eş 35 yaşından gençse prognoz tedavi uygulanmadığında bile iyidir.

Kısırlığın Araştırılması
12 Eki 2006

İlk yapılması gereken test semen analizidir ve 2 ay aralıklarla en az iki defa tekrarlanmalıdır. Semen analizi normal ise erkekte sorun yoktur. Semen analizi normal olan bir erkeğin muayenesine gerek yoktur. Normal semen analizi ile beraber olan testis damarlarının genişlemesi yani varikoselin kısırlığa katkısı olamayacaktır.

Semen analizi ile eş zamanlı olarak kadının yumurtlayıp yumurtlamadığına bakılmalıdır. Bu amaçla adetin 19-21. günleri arasında basit bir hormon tahlili (progesteron) yapılabileceği gibi ultrason takipleri veya idrarda LH ölçümleri de yapılabilir. Düzenli adet gören kadınların %95'i normal olarak yumurtlarlar.

Kadında en önemli testlerinden biri yumurtalık kapasitesinin saptanmasıdır. Bunun için adet döneminde Vajinal yolla bir ultrason yapılarak yumurtalıklar içindeki primordial foliküller (içinde yumurta barındıran minik kistler) sayılır. İki yumurtalıkta toplam 6 taneden az primordial folikül varsa yumurtalık kapasitesi azalmış demektir. Kadınlar da yumurtalık kapasitesi 37 yaşından itibaren azalmaya başlar ve 44 yaşından sonra kadının çocuk sahibi olabilmesi çok zorlaşır. Bazen yumurtalık kapasitesi daha erken azalır. özellikle ailesinde erken menopoz olan kadınlarda, daha önce yumurtalıklarından kist aldırmış olan kadınlarda, tek yumurtalığı alınmış olan kadınlarda, endometriosis öyküsü olan kadınlarda, genç kısır çiftlerde ve tekrarlayan düşükleri olan çiftlerde yumurtalık kapasitesinin çok dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi gerekir.




Semen analizi, yumurtlaması ve yumurtalık kapasitesi normal olan çiftlerde kadının tüplerinin açık olup olmadığı araştırılır. Bunun için rahim tüp filmi (HSG-histerosalpingografi) çekilmesi gerekir. HSG basit ve çoğu zaman ağrısız bir işlem olmasına rağmen teknik olarak ilacın hızlı ve basınçlı verilmesine bağlı rahimde kramplar yapabilir. İşlem adetinin bitiminden hemen sonra yapılmalıdır. Bu şekilde rahim içi daha iyi görülür ve yumurtlama döneminden sonra olabilecek çok erken bir gebelik olasılığı ortadan kaldırılır. HSG ile rahim iç boşluğu ve tüpler değerlendirilir. Tüplerin açık olup olmadığı ve kapalı ise hangi seviyede kapalı oldukları anlaşılabilir. özellikle tek tüpün rahme bitişik olduğu yerden kapalı olması durumu bazen ilacın basınçlı verilmesi sonucunda tüte kasılma olmasına bağlıdır. Bu durumda gerçek değil yalancı bir tıkanıklık vardır. HSG ile karın içindeki yapışıklıkları ve bunların şiddetini anlama olasılığı azdır. HSG tüplerin açık olup olmadıkları hakkında bilgi verdiği halde tüplerin işlevi hakkında bilgi vermez.

Öyküsünde ve fizik muayenesinde herhangi bir bulgusu olmayan kadınlarda karın içinin bir teleskop yardımı ile gözlenmesine olanak tanıyan laparoskopi adı verilen bir işlem yapılabilir. Laparoskopi eskiden çok sık kullanılan bir teknik olmasına karşın bugün özellikle tanısal anlamda kullanımı oldukça kısıtlanmıştır. Biz laparoskopiyi ancak tedavi edici anlamada öneriyoruz.

Kısırlık araştırmalarında kullanılan ancak önemi tam olarak kanıtlanmamış testler de vardır. Bunların arasında immunolojik araştırmalar (antisperm antkorları) ve postkoital test (ilişkiden sonra rahim ağzındaki sıvının spermlerin varlığı açısından incelenmesi) sayılabilir.

Kısırlığın araştırılmasında minimalist bir yaklaşım öneriyoruz.  Gereksiz testler yapılması hem zaman hem de para kaybına yol açacaktır.

Soranus Tüp Bebek Merkezi’nde verdiğimiz tıbbi hizmetlerimizi inceleyebilirsiniz.

GEBELİK 

  • Gebelik öncesi danışmanlık
  • Rutin ve riskli gebelik takibi
  • Erken doğum takibi
  • Gebeliğin birinci ve ikinci trimesterlerinde gerek ultrasonografik inceleme gerekse de ikili ve üçlü tarama testleri ile bebeklerde kromozomal anomalilerin taranması
  • Ayrıntılı ultrasonografik inceleme ile ikinci trimesterde bebeğin anatomik yapısını inceleyerek anomali taraması
  • Rahim ağzı uzunluğunun ölçülerek erken doğum olasılığının değerlendirmesi için yapılan ultrasonografik inceleme
  • 3 ve 4 boyutlu ultrasonografik incelemeler
  • Gebelik sırasında gerekebilen tüm laboratuvar incelemeleri için kliniğimizde örnek alınmaktadır.
  • Serbest Fetal DNA Testi (amniosentez öncesi bebekte yapılan en güvenilir tarama testi)
  • Amniyosentez ve kromozom analizi
  • Normal Doğum
  • Sezaryen

KISIRLIK

  • Çocuk sahibi olmakta güçlük çeken çiftlerin değerlendirilmesi
  • Spermiyogram
  • Hormon testleri
  • Tanısal ve girişimsel laparoskopi ve histeroskopi
  • Yumurtlama tedavileri (Ovulasyon indüksiyonu)
  • Aşılama için sperm hazırlanması (Sperm yıkama)
  • Aşılama (Intrauterin inseminasyon)
  • Azoospermik hastalarda testiste sperm aranması (TESA, TESE),
  • Tüp Bebek ve mikroenjeksiyon ile dölleme
  • Lazer ile destekli yuvalama (assited hatching)
  • Blastokist transferi (5. gün transferi)
  • Embriyo dondurma, embriyo havuzlama
  • Sperm dondurma, yumurta dondurma
  • Preimplantasyonel Genetik Tarama (PGS)
  • Preimplantasyonel Genetik Tanı (PGD)

KADIN HASTALIKLARI

  • Rutin kontroller ve tarama testleri
  • Pap Smear
  • Kolposkopi (Rahim ağzının biyomikroskop ile incelenerek prekanseröz durumların erken tanısı)
  • Hormon testleri
  • Menopoz değerlendirmeleri
  • Hormon replasman tedavisi
  • Tanısal ve girişimsel laparoskopi ve histeroskopi
  • Her türlü jinekolojik operasyon
  • Kanser cerrahisi

Kadın Doğum hekimlerinin temel uğraşı insan denilen canlının üreme sağlığını sağlamaktır. Üreme bir canlının bu dünyada varlığını sürdürebilmesinin tek yoludur. Bu bakış açısıyla değerlendirildiğinde Kadın Doğum Biliminin ve uygulamalarının tıbbın en önemli dallarından biri olduğu kolayca anlaşılır.

Biz Soranus Tüp Bebek Merkezi’ni bu duygularla 1998 yılında kurduk. Amacımız Kadın Hastalıkları ve Doğum alanında dünyadaki en yüksek standartlarda tıbbi hizmet üretmekti. Bu nedenle merkezimize isim seçerken tarihte bilinen en eski Kadın Doğum Hekimi olan, milattan sonra ikinci yüzyılda Anadolu’da yaşamış Efesli Soranus’un ismini tercih ettik.

Kurulduğumuz günden itibaren Kadın Doğum Biliminin tüm sınırlarının Soranus’ta temsil edilmesi gerektiğine inandık.

Kadın Doğumun her alanında çalışmaktayız. Türkiye’nin en eski ve en başarılı tüp bebek merkezlerinden biriyiz. İlk tüp bebeklerimiz şu an üniversiteye gitmektedirler. Tüp bebek uygulamalarında şu an dünyada yapılan her türlü tıbbi uygulamayı yapabilmekteyiz. Çok gelişmiş preimplantasyon genetik tanı (PGD) ve preimplantasyon genetik tarama (PGS) uygulamalarımız vardır.           

Gelişmiş ultrasonografi cihazlarıyla riskli gebelik takipleri yapılmaktadır. Yine gebelik sırasında bebeğe ait genetik incelemeler yapılabilmektedir.

Merkezimizde yapılan jinekolojik muayenelerde kolposkopik inceleme rutin olarak yapılmaktadır.

Merkezimizin bütün çalışanları dünyadaki gelişmeleri yakından izlemektedir ve uygun görülenler derhal gerekli hazırlıklar yapıldıktan sonra uygulamaya konulmaktadır.  Bu vizyonumuzun ışığında hastalarımıza mümkün olan iyi sonuçları vermeye çalışmaktayız.

Merkezimizden Kareler

İletişim & Adres

Adres: Dikkaldırım Mah. 1. Değirmen Cad. N:22/2A Osmangazi/BURSA

Tel: 0224 232 24 70

Fax: 0224 232 24 75

Email: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Danışma Formu
Acil sorularınız için: 0224 232 24 70
1000 sola karakterler
Languages

Lütfen telefon numaranızı girin
kısa sürede sizi sorularınız için arayalım.

We are calling your phone

0:00

Thanks,
We will call you back soon.

Bize ulaşın

Bize ulaşın

Close